iPad Pro Bir Hata Mı?

https://www.youtube.com/watch?v=_gwfH-U8V3A

Apple’ın 9 Eylül 2015’te iPad Pro’yu tanıtmasının ardından birçok kişi bu kadar büyükteki bir iPad’e ne gerek var diyerek tepki göstermeye başladı. Üstelik Phil Schiller bir de Apple Pencil’i tanıtınca, tepkiler çığırından çıktı. Bu tepkiler aklıma birden iPad Pro ve Apple Pencil gerçekten bir hata mı olduğu sorusunu getirdi ve ben de bu konudaki düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim.

Bu tepkilere aslında iPad Pro’nun büyüklüğünden daha çok beraberinde satılacak olan Apple Pencil’in tanıtılması neden oldu diyebiliriz.. Radikal Apple fanatikleri kaleme hemen karşı çıktı tabi. “Yaaa kalem ne alaka” ve “Hani dokunmatikte en iyi giriş metodu parmaktı” Gibi ifadeler dudaklarından düşmedi bu tür kullanıcıların. Şimdi bu arkadaşlarıma bir iki hususu hatırlatmak istiyorum:

Bu tepkileri veren fanatikler büyük ihtimalle iPad ve iPhone’u birbiriyle karıştırmaktadırlar. iPhone ve iPad farklı ürünlerdir ve kullanım gereksinimleri de farklıdır. Evet, Steve Jobs parmağın telefon için en iyi giriş yöntemi olduğunu belirtmiştir ama bunu 2007 yılının Ocak ayında iPhone’u ilk tanıttığında ifade etmiştir. 27 Ocak 2010 tarihinde iPad’i tanıtırken Steve Jobs iPad için bunu söylemedi. iPad’in en belirgin özelliği, zamanında Netbook’lar ile doldurulmaya çalışılan ve bilgisayar ile akıllı telefonlar arasındaki yeni ürün kategorisini doldurarak bilgisayarlarla yapılan bazı işlemleri daha kolay hale getirip kullanıcılara sunabilmesiydi. Netbook’lar bu özellikleri tam olarak karşılayacak ara bir ürün değildi, çünkü bunlar Steve Jobs’ın da dediği gibi sadece var olan ağır programları çalıştıran ucuz bilgisayarlardı. İşte iPad’i başarılı bir ara ürün haline getiren temel nokta da buydu.

Unutmamak gerekir ki iPad sadece ara ürün kategorisini dolduran bir cihaz değildir, aynı zamanda bir üretkenlik cihazıdır da. Yani, siz sadece e-mail yazmaz, internette gezinmezsiniz. Başta Pages, Numbers ve Keynote’u içinde barındıran iWorks for iOS ve sonrasında da Microsoft Office gibi programlar ile iPad, mobil üretkenlik kavramını bir adım daha ileriye taşımaktadır. Hadi diyelim Apple salaktı da bir hata yaptı ve iWorks’ü iOS için çıkardı, peki Microsoft da mı salak? Tabii ki değil. Apple da Microsoft da tablet piyasasındaki gelişmeleri yakından takip eden firmalar. Tabletler artık 7’den 70’e herkesin elinde ve iPad hala en çok talep edilen tabletlerden biri. Bu firmalar emin olun bu gerçeği göz ardı etmiyordur. Bunu da zaten satış rakamlarından kolaylıkla anlayabiliriz. Bu yazılımların hepsi parmaklarınızla rahatça kullanılabilmekte. Lakin, gözden kaçırdığımız başka bir husus var ve bu da böyle müthiş bir cihazın parmak ile kullanılamayacağı belli başlı noktalardır. iPad bilgisayar kullanmayı bilmeyen birinin bile rahatlıkla kullanabileceği ve kullanırken de etkileşim içinde kalabileceği de bir araç. Bu konuda galiba hepimiz mutabıkız ama bahsetmiş olduğum bu kullanıcı kitlesi genelde kullanıcı skalasında hep en altta kalanları kapsamakta, yani sadece üretkenlik yapabilecek standart tüketiciyi. Kullanıcı üretkenlik anlamında bir adım daha ileri gittiğinde parmakların bazı noktalarda üretkenlik için pek de rahat olmayabileceğini fark ediyor. Yani farz edelim ki siz bir şeyler çizmek istiyorsunuz ve bunu iPad üzerinde sadece parmak ile yapmayı planlıyorsunuz. İşte bu çoğu zaman düşündüğünüz gibi olmayabiliyor. Ha diyeceksiniz ki e zaten 3. Parti kalem üreticileri var; Evet var ama neden Apple imzalı standart bir kalem olmasın? Kaldı ki Apple’ın sunduğu kalem iPad için üretilmiş diğer hiçbir çizim araçlarına benzememekte. Ayrıca, bu ürünün hedef kitlesi standart değil Profesyonel kullanıcı.

Standart kullanıcı kitlesine ek olarak bir de iPad’ini profesyonel hayatının parçası haline getiren bir kitle var. Üretkenliğini arttırmak isteyen bu kitle iPad için üretilmiş olan diğer 3.parti ürünleri kullanmak zorunda kalıyor. Apple, bu Pro denen segment kullanıcılarının bir bölümünün sesini duymuş olacak ki Masaüstü yayıncılıktan tutunda bir çok farklı sektöre kadar yaygın kullanıma sahip olan masaüstü çizim tabletlerini çöpe attıracak iPad Pro’yu piyasaya çıkardı. Bir de şunu unutmayın ki iPad Pro’nun kalemi Apple Pencil özellikle içerik üretme esnasında kullanılacak bir cihaz, yani kalemi sadece belli başlı yerlerde kullanabileceğiz. Temel giriş aygıtı olarak kullanılmayacak. Parmaklarınız hala iPad’inize hükmetmeye devam edecek.

“Peki neden sadece iPad Pro?” sorusunu da duyar gibiyim. Üreticiler açısından bir ürünün geliştirilmesinde belli şartların oluşması ve ihtiyaç duyulan teknolojinin hem maliyet hem de kullanılabilirlik açısından daha uygun olması beklenilmelidir. Dokunmatik hassasiyetine sahip olan ekranlar yeni değil ama Apple’ın bildiği birşey vardır illaki. Belki adım adım diğer ürünlere de destek gelecek belki de belkide gelmeyecek belkide Apple’ın kafasında başka planlar var. Bunu sadece gelecek gösterecek bize. Hali hazırda bu durumdan negatif yönde etkilenecek olan dünyaca ünlü çizim ekranları üreticisi Wacom sadece çizim için kullanılabilecek olan Cintiq markalı 13 inç çizim ekranlarını 999 Avroya satmakta. Kaldı ki bu sadece bir ekran, biz ise bir bilgisayardan bahsediyoruz.

Unutmayın ki normal iPad hala müthiş bir bilgisayar. iPad Air’in veya iPad Mini’nin kalem desteğinin olmaması onları kötü kılmaz. Genel olarak içerik üretmede zaten sorun yok. Apple, iPad Pro ile kullanılabilecek kalemin gerçekten diğer iPad modelleri için bir ihtiyaç olduğunu hissetseydi, inanın ki diğer tüm cihazlara bu desteği koyardı. Pro modeli ile iPad’lerini belli alanlarda kullanan insanların hedeflenmiş olduğu aşikar. Aslında iPad Pro ile, ihtiyaçlarımız doğrultusunda bir iPad alma seçeneği sunulmuş oluyor bize. Aynen diğer Apple ürünlerinde olduğu gibi. iPad Pro çıkacak söylentisini ilk duyduğumda pek de şaşırmadım desem yerdir. Çünkü Apple’ın ürün gamına baktığımızda her ürün grubunda bir alt bir de üst ürün segmentinin olduğunu görmekteyiz. iMac ve Mac Mini masaüstü bilgisayar grubunda alt seviyeyi temsil etmekteyken, Mac Pro bu grubun üst seviyesini temsil etmekte. iPhone 6 telefon grubunun alt seviyesini oluştururken, iPhone 6 Plus üst seviyesini temsil etmekte. MacBook Air dizüstü bilgisayar grubunun alt seviyesiyken MacBook Pro üst seviyesini temsil etmekte. Yani, Apple bunu hep yapmakta ama biz fark etmemekteyiz.

Anlattıklarım doğrultusunda düşündüğümde iPad Pro bence bir hata değil, aksine Apple’ın sektörde tutunmaya devam etmesi ve sektörde azalan tablet gerekliliği ivmesini profesyonellerin dikkatini çekecek olan yeni bir ürünle tekrar yükseltmesi hususunda şimdilik geçici bir çözüm.

Aperture’ın Piyasadan Çekilmesi Ne Anlama Geliyor?

pf_aperture_2xApple, Adobe ile tatlı rekabetine Intel işlemcilerine geçiş döneminde başlamıştı. Premiere’e karşı Final Cut’ı geliştirmeye başladı. Bu tatlı rekabete Apple’ın direkt olarak fotoğrafçıları hedef alan yazılımı Aperture’ı piyasaya sürmesiyle farklı bir boyuta taşınmıştı. 2005 yılında piyasaya çıkan Aperture’dan sonra Adobe Lightroom’u piyasaya sürdü. Bu zamana kadar hep Photoshop ile karşılaştırılan Aperture’ın artık yeni bir rakibi vardı.

Zaman içinde kendi büyük kitlelerine ulaşan her iki yazılım da profesyonel fotoğrafçılara sundukları özelliklerle büyük kolaylıklar sağlıyordu. Her şey güzel gidiyordu, ta ki Apple dün Aperture’ı geliştirmeyi durduracağını açıklayana kadar.

Bu haber Aperture kullanıcılarını üzerken Adobe’yi çok sevindirdi. O kadar sevindirdi ki hemen Aperture kullanıcılarını kapmak için ilanlar bile yapmaya başladı.

Lakin, Apple’ı uzun süredir bilen ve gelişmeleri takip eden biri olarak bu durumu kendi uzmanlığımca sizlerle irdelemek istedim.

Aperture’ın çıktığı dönemde Apple’ın odaklandığı ana kavram Digital Hub (yani dijital bağlantı noktası) kavramıdır. Bu nedir? Digital Hub ile müzikleriniz, filmleriniz ve fotoğraflarınız dijital bir merkezden yönetilebilir olması demektir. Yani, dinlemek istediğiniz müzikleri, çektiğiniz fotoğrafları ve kaydettiğiniz videolarınızı yeni paylaşım ortamı olan internet üzerinde paylaşabilecek hale getirebilecek halde tutulması gerekiyordu.

apple-digital-hub-strategy

Bu programları zaten anlamışsınızdır: iTunes, iPhoto, iMovie, iDVD ve iWeb. iTunes ile eski tozlu raflarda kalan CD’lerinizi MP3’e çevirdik ve iPod’larımıza attık bu şarkıları, iPhoto ile daha yeni yeni piyasayı zorlayan dijital fotoğraf makinelerinde çektiğimiz fotoğrafları kameramızdan düzenli bir şekilde bilgisayarımıza aktardık, iMovie ile FireWire kameralarımızdan aldığımız videoları düzenleyebilecek hale getirdik. Üstelik, iWeb ile bu dosyalarımız iki üç tık ile rahatça bir web sitesi üzerinden paylaşılabilir hale gelebiliyordu. Bu süreç iPod daha piyasaya çıkmadan 2000 li yılların başında başladı. Bu dönem Steve Jobs’a göre kişisel bilgisayarların üçüncü dönemiydi. Bu konuda YouTube’da bir video var.

http://www.youtube.com/watch?v=9046oXrm7f8#t=238

 

Bu programlar her ne kadar amatör kullanıcıları hedeflese de Apple bu yazılımların hepsi için bir profesyonel sürüm de çıkardı. iWeb bundan nasibini almadı ama bu konuya girmeyeceğiz.

fcs-2009iMovie’nin büyük kardeşi Final Cut Pro;
iPhoto’nun büyük kardeşi Aperture;
iDVD’nin büyük kardeşi de DVD Studio Pro;
GarageBand’in büyük kardeşi de Logic Pro oldu.

Hatta iLife gibi pro yazılımların da paketleri oldu.

Bunlara ek olarak Apple profesyonel pazara yönelik başka programlar da üretti. Bunların arasında en bilindiklerden biri Motion oldu ve Motion video kompozisyon konusunda After Effects’in tahtını ciddi derecede salladı. Motion’ı gerçekten bilinen bir yazılım haline getiren çalışmalardan biri de Citroen’in dans eden arabasıydı.

http://www.youtube.com/watch?v=IL5c2DUnYno

Apple bu geçtiğimiz son 10 yıl içinde Adobe’nin karşısında tatlı bir rakip olarak kaldı. Adobe gerçekten kendi kategorisinde dünya lideri ve buna kimsenin diyebileceği birşey yok. Adobe Apple olmasaydı herhangi bir yazılım şirketi olabilirdi. Kullanıcılar için iki firmayı birbirinden ayırmak neredeyse imkansız çünkü birini satın alan bir şekilde diğerine de yönelmekte.

Durum bu şekilde devam ederken Apple WWDC’14 etkinliğinde Mac OS X Yosemite’yi tanıtırken içindeki değişiklikler konusunda da bilgi verdi. Yosemite, iOS ile daha entegre çalışabilmek için Photos uygulamasına ev sahipliği yapacaktı. Aklımıza hemen e peki iPhoto’ya ne olacak sorusu geldi.

9727-1627-6pSFvda-l

Sorumuza cevap hemen 1 ay içinde geldi. Tahminime göre, Apple’ın Aperture’ı üretmeme kararını alması tamamen yeni işletim sisteminde hem amatör kullanıcının hem de profesyonel kullanıcıların kullanabileceği bir fotoğraf yazılımı oluşturmak. Bu uygulama var olan bütün kitaplıklarla uyumlu çalışacak. Yani bir aksilik çıkmazsa iPhoto, Aperture ve iOS kitaplıkları ile uyumlu olacaktır. Ama en önemlisi ise bu uygulamanın büyük bir ihtimalle de eklenti desteği ile geliştirilebilir olması ihtimalidir. Böylelikle geliştiriciler fotoğrafları çok daha fazla özelliklerle genişletebileceklerdir.

Yani genel olarak söylemek gerekirse, Apple kullanıcıları artık amatör olarak görmüyor; aksine profesyonel kullanıcı olarak görüyor. Programı da bu şekilde düzenleyecek ve daha üst düzey kullanıcıların talepleri için de diğer bir çok Apple yazılımı gibi geliştirilebilir hale gelecektir.

Apple Pages, Numbers ve Keynote yazılımlarını ücretsiz hale getirip daha sonra da ücretsiz işletim sistemi sözünü vererek zaten çok radikal bir adım atmıştı. Böyle bir adım daha atarsa da hiç şaşırmamamız gerekir. Tamamen ücretsiz ve profesyonellerin bile kullanabileceği bir fotoğraf arşivleme ve düzenleme yazılımı… Kulağa hoş geliyor değil mi?

Kitlesel Bireyselleştirme ve Apple

Son dönemlerin en önemli reklam malzemelerinden biri olan “Kitlesel Bireyselleştirme” (yani İngilizcesi ile Mass Customization) uzun zamandır insanları güzel bir şekilde oyalayıcı bir kandırmaca aracı olarak kullanılmakta. Ben de Apple’ın bu konudaki pozisyonu hakkında sunduğu gerçek bireyselleştirme süreci hakkında sizlerle düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Peki, öncelikle şu soruyu soralım ve buna bir cevap verelim. Nedir Kitlesel Bireyselleştirme? Bu sorunun cevabını vermeden aşağıdaki görüntülere ve markalara bakmanızı tavsiye ediyorum.

Gelelim şimdi bu terimin ne olduğuna. Pamukkale Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Bardakçı da bu terimi şöyle tanımlamaktadır:

…“kitlesel bireyselleştirme” denildiğinde bilgisayar destekli bilgi sistemlerinin, esnek üretim sistemleriyle bütünleştirilmesi sonucunda her bir müşteri için farklı bir ürünün oldukça büyük sayıda müşteri için üretilmesi ifade edilmektedir.

Wikipedia ise şunu söylemektedir:

pazarlamada, üretimde, çağrı merkezlerinde ve genel olarak yönetim alanında özelleştirilmiş bir sonuç ortaya çıkarmak için esnek bilgisayar destekli üretim sistemlerinin kullanımıdır. Bu sistemler kitlesel üretim süreçlerini düşük maliyetlerini bireyselleştirmenin esnekliği ile birleştirmektedir.

Bu noktadan sonra bu kavramın Apple ile nasıl bağdaştığını açıklamakta fayda var.

coca-cola

Apple, diğer herhangi bir üretici gibi, belli miktarda ürün üretmekte ve bunu müşterilerine pazarlamakta. Bunu Nutella’nın üreticisi Ferrerove Kola üreticisi The Coca-Cola Company de yapmakta. Hem de bu bahsetmiş olduğum bütün firmalar ürünlerini sayı olarak yüksek miktarlarda üretmekte. Zaten sanayileşmiş bir medeniyetten doğan üretim kavramından başka bir şey bekleyemezdik, değil mi?

nutellaBuraya kadar kavramları algılamanız konusunda bir sıkıntı olduğunu düşünmüyorum. Ferrero bizler afiyetle yiyelim diye Nutella’ları kavanoz kavanoz (yüzbinlerce) üretiyor; Coca-Cola şişe şişe veya kutu kutu kolaları üretiyor biz ferahlayalım diye; ve aynı olmasa da benzer bir şekilde temel, orta düzey veya ileri (profesyonel) düzey kullanımımız için de Apple bilgisayarları üretmekte.

Son aylarda özellikle Ferrero ve The Coca-Cola Company’nin reklamları dikkatimi çekmekteydi. Yahu değişmeyen bir ürünü satmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bir de öyle güzel reklam yapıyorlar ki insanları marketlere döküp harıl harıl ürünlerini aldırtmak için daha fazla bir şey yapmalarına gerek kalmıyor. Özellikle de “adınıza özel” kampanyaları ile cidden “kitlesel üretim” kavramına farklı bir soluk getiriyorlar.

Şimdi bu belirgin üreticiler ile Apple’ın arasındaki farklara geleceğiz.

Aslında kampanyalarının aksine bahsettiğim bu iki firma kişiye özel bir şey üretmiyor. Kişiye özel olması için Coca-Cola kutusunun tamamen size ait olması veya sizden bir şey taşıyor olması gerekiyor. Nutella kavanozu da aynı durumdan nasibini alıyor. Burada kişiye özgü olan bir şey yok aslına; sadece kişilerin ortak özelliklerine yönelik üretimler söz konusu. Yani, aslında sadece KANDIRILIYORUZ. Çünkü temelinde X şahsı için üretilen bir ürün söz konusu değil. İsimleri X olan kişiler için toplu üretilen ürünler bunlar.

engravingwrap-hero-engraving-2013

Peki, Apple da toplu üretiyor diyeceksiniz şimdi. Evet, Apple da toplu üretim yapıyor ama sizin ihtiyacınıza göre şekillendirilebiliyor ürünleri belli ölçüde. Sabit bir ürün üretmiyor Apple. Ama, asıl olay engraving veya lazer ile yazı yazma mantığıyla farklılaşıyor. Bu özellik tamamen kişise özel bir üretim kavramını ortaya çıkarıyor. Apple ürettiği bir şeyi kişiye göre özelleştirerek ulaştırıyor. Yani, aslında özelleştirerek (her üründe uygulanan bir hizmet değil bu) aldığınız ürünün aynısı başka kişide olmuyor. Şu an için sadece iPad ve iPod larda sunulan bu teknolojik hizmet yardımı (Apple zaman zaman tatil veya belli günlerde bu hizmeti ücretsiz sağlayabiliyor) ile satın aldığınız ürün gerçek anlamda kişiye özgü hale geliyor.

Kavramın adı kitlesel, diğer firmaların kitlesel üretmesi normal değil mi diyeceksiniz. Evet, benim buna karşı çıkan bir fikrim yok. Lakin, bana özel olduğu savıyla satılması açısından bir sorun var. Apple birçok alanda farklı olduğu gibi bireyselleştirme konusunda da farklılığını göstermekte.

Etkinlik Monitörünü Anlamak

Uygulamalar (Applications) klasöründeki İzlenceler (Utilities) içinde bulunan Etkinlik Monitörünün (Activity Monitor) ne işe yaradığını düşünmekte olanlar vardır aranızda eminim. Aslında bilgisayarınızda var olan ve sizin bilip bilemeyeceğiniz hatta görüp göremeyeceğiniz birçok işlemi takip edebileceğiniz ve duruma göre çare bulmanıza yardımcı olacak bir uygulamacıktır Activity Monitor.

Programı açar açmaz karşınıza uzun bir liste çıkacaktır. Bundan sakın ha korkmayın. Burada dikkat etmeniz gereken bazı hususlar olacak. Öncelikle bu listedeki öğelerin neye göre sıralandığını ve hangi kriterlere göre orada olduğunu anlamamız gerekiyor.

Listeler

Şunu unutmamamız gerekiyor ki orada gördüğünüz bütün elemanlar aslında sizin çalıştığını fark edebildiğiniz veya edemediğiniz birçok program ve alt yapı elemanlarının ta kendisidir. Bunların sıralanışlarında size yardımcı olacak sıralama yöntemleri şunlardır:

  1. Process Name (İşlem Adı): İşlem adına göre sıralama yaptığınızda büyük bir ihtimalle karşınıza o an ön planda veya arka planda çalışan programları alfabetik sıra ile göreceksiniz. Bunların çoğu zaten anlamlı isimlere sahip olduğu için çoğunun ne işe yaradığını tahmin edebilirsiniz. Mesela Quick Look Helper adında bir uygulamanın açık olduğunu görebilirsiniz bu açık olan uygulama Mac OS X içindeki Quick Look özelliğinin yardımcı dosyasıdır. Bunun dışında isminden pek birşey anlayamayacaklarınız var. Bunlardan en önemli kernel_task ve mds. Hadi kernel taskı anladınız diyelim, mds nedir? Korkmayın mds sistemin en önemli parçalarından biri ve zaten User yani Kullanıcı sıralamasında da Root yani Kök durumunda. Siz isteseniz de istemeseniz de çalışacaktır. Process Name’e göre sıralama size ne kazandırır? Aslında bulunduğunuz kullanıcı seviyesine göre bu değişiklik gösteren bir durum. Eğer çok yeni bir kullanıcı iseniz, belki size bir anlam ifade etmeyecektir ama ileri seviye bir kullanıcı iseniz hangi işlemin hangi dosya tarafından işletildiği bilgisine ulaşmanız gerekebilir. Bu noktada mesela zararlı bir programın çalıştığını görebilme olasılığınız çok yüksek. Aşina olmadığınız veya ne işe yaradığını isminden öğrenemediğiniz uygulamaları takip ederek bunlardan kurtulabilirsiniz.
  2. User (Kullanıcı): Bu bölümde ise listede gördüğünüz uygulamaların bilgisayar üzerindeki hangi kullanıcıya sahip olduğunu görebileceğiniz bilgilere ulaşabilirsiniz. Peki bu bilgi bana nasıl yardımcı olabilir ki diye kendi kendinize sorabilirsiniz. Bu bölüm aslında Process Name sıralama kriteri ile kullanıldığında hangi programın sizin tarafınızdan hangi programın ise işletim sistemi tarafından çalıştırıldığını görebilirsiniz. Burada sıkıntılı bir uygulamayı takip etmeyi kolaylaştırır. Burada karşınıza bir iki grup çıkacaktır. Bu gruplardan en belirgini sizin kullanıcı adınızın olduğu bölümdür. Bu bölümde grup içerisinde sadece ve sadece sizin tarafınızdan yüklenmiş ve sistemin bir parçası olmayan uygulamalar gruplanır. Root grubunda ise bilgisayarın çalışması için gerekli olan arkaplan uygulamaları veya altyapı dosyalarını görebilirsiniz.
  3. % CPU: Bu sıralama listesi o an için hangi uygulamanın işlemciye (veya işlemcilerinize) yük getirdiğini ve bu yükün yüzdelik dilimde sayı ile gösterildiğini gösteren listedir. Mesela rahmetli Steve Jobs’ın Flash konusunda ne kadar haklı olduğunu buradan takip edebilirsiniz. Flash içerikli bir siteyi Safari içerisinde açtığınzda Safari Web Content öğesinin ne kadar fazla yük getirdiğini görebilirsiniz. Burada yüzdelik dilimleri topladığınızda 100 den daha fazla bir sayı çıkıyorsa bunun nedeni birden fazla işlemcinize paylaştırılan işlemlerdir.
  4. Threads: Uygulamalar yazılırken birden çok işlemin yapılması için farklı alt kategorilerde toplanmaları sağlanmıştır. Bu hassasiyette hazırlanmış işlemler işlemciler arasında bölünerek aynı anda birden fazla görev yapmaya işlemciyi sevk eder. Bu bölümde de uygulamanın ne kadar işlem yaptırdığını görebilirsiniz. Bir uygulamanın birden çok thread yapması işlemciye çok fazla yük getirdiği anlamına her zaman gelmez.
  5. Real Memory: Real Memory kolonunda uygulamaların veya arkaplanda açık kalan uygulamaların RAM üzerindeki reel yükünü görebilirsiniz. Uygulamanın şu an RAM den ne kadar kullandığını buradan görebilirsiniz. Real Memory haricinde başka RAM kullanımlarını gösteren listeleme kriterleri de mevcuttur. Uygulamalar kullandıkları RAM in her zaman hepsini etkin bir şekilde kullanmayabilirler bunu ikiye bölerek kullanırlar. Bunlardan birincisi Private Memory (Özel Hafıza) yani tamamen kendilerinin çalışması için kulandıkları bölüm ve hard disk ile alışveriş esnasında kullandıkları Shared Memory (Paylaşımlı Hafıza) bölümüdür. Bu kriterleri de kontrol etmek isterseniz View menüsünde Columns alt başlığında bunları görebilirsiniz.
  6. Kind: Bu kolonda çalışan programın hangi mimari için yazıldığını görebilirsiniz. Gerçi son zamanlarda Intel (64 bit) dışında birşey görmeniz pek mümkün değil ama daha eski makinelerde ve sistemlerde (bu noktada 10.7 öncesinden bahsediyorum) Rosetta veya PowerPC gibi mimari terimleri görebilirsiniz. Eğer program Intel (64 bit) dışında sadece Intel olarak görünüyorsa, bu program sadece 32 bitlik biçimde hazırlanmış anlamına gelir. Son kullanıcının aslında buna çok ihtiyacı yok.
  7. CPU Time: Bu listeleme şekilde uygulamanın işlemci(ler) üzerinde ne kadar zamandır işlem yaptığını gösterir. Bir nevi programın ne kadardır açık olduğunu takip edebilirsiniz.

Bu kriterler dışında birçok farklı sıralama şeklini seçebilirsiniz. Bunların arasında uygulamaların kullandığı portları, Sanal Özel Hafızayı, uygulamaların kendileri arasında alıp verdiği mesajlaşma sayısını ve Sandbox (bu konuda ek bir yazı yazılacak) olup olmadığını görebilirsiniz.

 

Alt Sekmeler

Activity Monitor yazılımının tek kontrol bölümü listeler değil. Aynı zamanda alt bölümdeki sekmeler de birçok konuda size bilgisayarınızda neler olup bittiğine dair bilgi verebilir. Şimdi de bunlara bir bakalım.

 

  1. CPU: İşlemci veya işlemcilerin üzerine ne kadar yük geldiği konusunda bilgi veren bölümdür. CPU bölümünde karşınıza 3 farklı kriter çıkar.

  1. Bunlardan birincisi USER yani KULLANICI bölümü. Kullanıcı Bölümünde Kullanıcının kullanmış olduğu programların işlemci üzerindeki yükünü gösterir.
  2. İkinci kriter ise SYSTEM yani SİSTEM bölümü. Sistem bölümünde sistemin işlemci üzerindeki yükünü görebilirsiniz.
  3. Son kriter ise IDLE yani BOŞTA BEKLEYEN bölümü. Boşta bekleyen bölümde sistem ve kullanıcının işlemci üzerindeki yükü dışında kalan ve komut bekleyen bölümü gösterilir.

Bu bölümdeki rakamlar yüzdelik dilimde anlatılır.

 

  1. SYSTEM MEMORY: Sistem Belleği bölümü aslında en çok kullanacağınız bölümlerden biridir. Burada sahip olduğunuz RAM miktarının tüketiciler tarafından nasıl paylaştırıldığını görebilirsiniz ve kullandığınız programların RAM canavarı olup olmadığını anlayabilirsiniz. Bu bölümde karşınıza 5 tane önemli kriter çıkıyor:

 

  1. FREE (SERBEST): Kullanılmayan RAM miktarını gösterir.
  2. WIRED (BAĞLI): Mac’inizin diskini taşınamayacak olan RAM yükünü gösterir. Bağlı bellek miktarı kullandığınız programlara göre değişiklik gösterecektir.
  3. ACTIVE (ETKİN): Şu an RAM’de yüklü olan ve şu an kullanılan bilgi miktarını gösterir.
  4. INACTIVE (PASİF): Şu an RAM’de yüklü ama kullanımda olmayan bilgi miktarını gösterir.

 

Bu durumu şu şekilde anlatabiliriz. Mesela Mail uygulamasını açtınız ve sonra maillerinizi okuyunca kapattınız. Mail uygulamasının RAM üzerindeki yükü tamamen silinmez ve siz onu tekrar açmak isterseniz Mail uygulaması çok daha hızlı açılır. Pasif RAM miktarı başka programlarca kullanılabilir ve bir anlamda paylaşımlıdır da diyebiliriz. Çıkış yapmış olduğunuz programın bulunduğu RAM bölgesi başka bir program tarafından kullanılmamışsa, çıkış yapmış olduğunuz program tekrardan hızlı açılabilir ama bu bölge başka bir program tarafından kullanılmışsa, program normal açılış süresinde olabilir.

  1. USED (KULLANILAN): Toplamda kullanılan RAM miktarını göstermekte.
  2. VM size (Sanal Bellek Boyutu): Tüm programlarınız için sanal bellek boyutunu gösterir.
  3. Page ins/outs (Sayfa Girişleri/Çıkışları): Bu bölümde RAM ve HD iniz arasındaki veri alışverişi miktarını görebilirsiniz. Parantez içinde olan bölüm anlık veri alışverişini gösterir. Page Out süreci yani Ram’den HD’e bilgi yazma süreci RAM dolu olduğunda olur ve dolayısıyla RAM miktarınızı yükseltmek Page Out sürecini azaltacaktır.
  4. Swap Used (Kullanılan Takas): Mac’inizin sürücüsündeki takas bölümüne RAM den aktarılan bilgi miktarını görebilirsiniz.

 

  1. DISK ACTIVITY: Disk Etkinliği Bölümü Mac’inizin HD’indeki veri trafiği takip edebileceğiniz bölümdür. Bu bölüm kesinlikle normal bir kullanıcının anlayabileceği şeyleri içermez ama genel olarak kavranması zor değildir. Çünkü en azından arka planda verinin yazılıp yazılmadığını takip edebilirsiniz. Burada karşımıza belli başlı kriterler gelecek. Bu kriterlere göre HD performansını değerlendirebilirsiniz.

 

  1. Reads in: Belirlenen bir zaman diliminde saniyede kaç tane veri bloğunun okunduğunu gösterir.
  2. Writes out: Belirlenen bir zaman diliminde saniyede kaç tane veri bloğunun yazıldığını gösterir.
  3. Reads in/sec: Saniyede kaç tane Reads in sürecinin olduğunu gösterir.
  4. Writes out/sec: Saniyede kaç tane Writes out sürecinin olduğunu gösterir.
  5. Data Read: Şu ana kadar ne kadar verinin okunduğunu gösterir.
  6. Data Written: Şu ana kadar ne kadar verinin yazıldığını gösterir.
  7. Data read/sec: Saniyede ne kadar verinin okunduğunu gösterir. Bu kriter yandaki grafikte gösterilir ve gösterimdeki renk değiştirilebilir.
  8. Data written/sec: Saniyede ne kadar verinin yazıldığını gösterir. Bu kriter yandaki grafikte gösterilir ve gösterimdeki renk değiştirilebilir.
  9. IO veya Data Radyo Butonları: Normalde, veriler işlendiklerinde Data biriminden gösterilir. Aynı zamanda IO/s yani IOPS (ayops) biriminden de gösterilebilir. IOPS veri hızı ölçümünde kullanılan birimlerden biridir.

 

  1. DISK USAGE: Disk Kullanımı sekmesi her seviyede kullanıcının işine yarayabilecek bilgileri bize sunmakta. Bilgisayarınıza takılı olan disklerin ne kadar alanının kullanılmış ne kadar alanının da boş olduğunu görebilirsiniz.

  1. Space Utilized: Kullanılmış olan HD boyutunu gösterir.
  2. Space Free: Kullanılmamış HD alanını gösterir.

 

  1. NETWORK sekmesi: Bilgisayarınızın ağ iletişimi trafiğini görebileceğiniz bir bölümdür bu sekme. Daha önceki sekmelerde olduğu gibi bu bölüm de alt başlıklarda incelenmelidir. Sizden habersiz bilgisayarınız arkaplanda ağ üzerinden iş yapıyor mu bunları takip etme imkanınız olacaktır bu bölüm üzerinden.

  1. Packets in: Ağ arabirimleri (Ethernet, Wi-Fi, Bluetooth, FireWire) üzerinden almış olduğunuz veri paketi miktarıdır.
  2. Packets out: Ağ arabirimleri (Ethernet, Wi-Fi, Bluetooth, FireWire) üzerinden göndermiş olduğunuz veri paketi miktarıdır.
  3. Packets in/sec: Saniyede kaç paket gönderildiğini gösteren bölüm.
  4. Packets out/sec: Saniyede kaç paket alındığını gösteren bölüm.
  5. Data received: Alınan toplam veri miktarı
  6. Data sent: Gönderilen toplam veri miktarı
  7. Data received/sec: Saniyede alınan veri miktarı
  8. Data sent/sec: Saniyede gönderilen veri miktarı.
  9. Packets ve Data Radyo butonları: Bu seçenek ile takip etmekte olduğunuz ağ trafiğini iki farklı birimde inceleyebiliyorsunuz. Bunlardan birincisi paket bazındadır diğeri ise aldığını veriyi büyüklüğü cinsinden inceleyebilirsiniz.

DOCK IKONLARI ve MENÜLER

Ekinlik Monitörü penceresi açık olması gereken bir takip ve inceleme yazılımı değildir. Aynı zamanda da farklı şekillerde de sizin için önemli olan kriteri program her zaman açık olmadan da takip edebilirsiniz. Bu şekilde takibin en önemli elemanı ise Mac OS X Dock. Eğer siz Dock’u kapatıyorsanız veya sürekli olarak gizliyorsanız Etkinlik Monitörünü bu şekilde kullanmanız biraz zor olacaktır.

  1. İkonlar: Etkinlik Monitörünü takip edebileceğiniz 5 farklı mod mevcuttur.

  1. Show CPU Usage (İşlemci Kullanımını Göster): işlemci sayınıza göre bir, iki, dört veya 8 kolonlu ve işlemci doluluğunu gösteren bir ikon haline dönüşür. Çekirdek sayınız ne kadar fazla ise o kadar daha fazla görünmesi mümkündür.
  2. Show CPU History (İşlemci Geçmişini Göster): İşlemcinizin sayısı veya çekirdek sayısına göre farklılaşabilecek ve aynı zamanda bir süre için işlemci yükünü size takip ettirebilecek bir simge haline dönüşür Dock’taki uygulama simgesi.
  3. Show Network Usage (Ağ Kullanımını Göster): Bilgisayarınızın ağ trafiğini belli bir süre zarfı için gösteren bir simge haline dönüşür.
  4. Show Disk Activity (Disk Etkinliğini Göster): Bilgisayarınızın disklerindeki yazma ve okuma etkinliğini izleyebilirsiniz.
  5. Show Memory Usage (Bellek Kullanımını Göster): Bilgisayarınızdaki RAM kullanım durumunu size gösterir.

Unutmamamız gereken bir husus var ki o da bu göstergelerdeki renklerin daha önceden anlattığımız sekmelerden değiştirilebileceğidir.

  1. Menüler: Genel anlamda View (Görünüm) ve Window (Pencere) menüsü dışında çok dikkat etmeniz gereken bir nokta yok. Geri kalan menüler aslında neredeyse bütün uygulamalarda görünebilecek menüler ve komutlar içermekte.

  1. View Menüsü: Görünüm menüsü elemanlarını bir gözden geçirelim.
    1. Columns (Kolonlar): Daha önce Listeler bölümünde bahsetmiş olduğumuz kriterleri seçebileceğiniz ve seçtiğiniz bu kriterlere göre listenizi genişletebileceğiniz veya daraltabileceğiniz komut dizesi bölümüdür. Bahsi geçen kolonlar dışında bütün diğer listeleme kriterlerini burada görebilirsiniz.
    2. Dock Icon (Dock Simgesi): Bir önceki bölümde anlatmış olduğumuz simgelerin hangisinin Dock’ta görüneceğini seçebileceğiniz menü burasıdır.
    3. Update Frequency (Güncelleme Sıklığı): Güncelleme sıklığı listenizde görünen nesnelerin ve barındırmış oldukları bellek göstergelerinin ne kadar sıklıkta güncelleneceğini belirten menüdür. Saniye cinsinden farklı güncelleme sıklıkları seçebilirsiniz.
    4. Filter Processes (İşlemleri Filtrele): Aslında bu menüde neden olduğunu hala anlamış değilim ama Etkinlik Monitörü uygulamasının sağ üst tarafındaki filtreleme bölümü ile aynı işlevi göstermekte. Zaten bu komutu seçtiğinizde de direkt olarak filtreleme bölümü aktif oluyor ve aradığınız özel bir işlemi takip etmenizi kolaylaştırıyor.
    5. Inspect Process (İşlemi İncele): Listede bir işlem seçtiğinizde aktif olacaktır. Seçmiş olduğunu işlem hakkında çok daha fazla işlem bilgisi gösterecektir. Bu pencerede verilen istatistikler genelde 3 başlık altında toplanmış. Bunlar sekmeler içinde verilirken bazı genel bilgiler sekmeler dışında kalmıştır. Sekmeler ise şu şekilde sıralanmıştır: Memory (Bellek), Statistics (İstatistikler) ve Open Files and Ports (Açık Dosyalar ve Kapılar). Bellek bölümünde daha detaylı bellek yönetimi bilgileri elde edebilirsiniz. İstatistikler sekmesinde ise bir işlem üzerinde çok daha fazla bilgi alabiliyorsunuz. Açık Dosyalar ve Kapılar bölümünde ise işlemin kullanmakta olduğu dosyalar, alt yapı dosyaları ve kapı bilgilerini görebilirsiniz. Bu bölüm daha çok program geliştiricileri için yararlı olabilir.

Açılan pencerenin en altında Sample ve Quit komutlarını görebilirsiniz. Sample butonu işlemden bir örnek almanızı sağlar. Quit komutu ile incelemekte olduğunuz programdan o programa geçmeden çıkabilirsiniz.

  1. Sample Process (İşlemden Örnek Al): Inspect Process bölümündeki penceredeki Sample butonu ile aynı işlemi yapar. Belli bir süre için işlemin ne yaptığı izlenir ve bu çok da anlaşılmayabilecek bir programcı dilinde gösterilir. 5-6 saniye kadar bu örnekleme sürebilir ve işlem kısa bir süre için kesilebilir. Mesela iTunes da müzik dinlerken bunu yaparsanız, müzik çalarken kısa bir süre çalan şarkı kesilebilir. Örnekleme metni farklı biçimlerde sunulabilir ve bunlar farklı şekilde kaydedilebilir.

  1. Quit Process (İşlemden Çık): İşleme geçiş yapmadan çıkmanızı sağlar.
  2. Bu komut C Programlama dilinden anlayanların daha rahat anlayabileceği bir komut bölümünü içermektedir. Sinyaller standart C kitaplığının bir parçasıdır. Bunlardan bazılarını açık olan işlemlere gönderebilirsiniz.
    1. SIGHUP: işlemi askıya alır
    2. SIGINT: işlemi olduğu yerde keser
    3. SIGQUIT: işlemden çıkar
    4. SIGABRT: işlemi iptal eder
    5. SIGALRM: işlemin süresinin bittiğini belli eder.
    6. SIGINFO: Durum bilgisi klavyeden alındığında gönderilen sinyaldir. POSIX standartlarından değildir ve genelde Mac OS X gibi BSD bazlı sistemlerde görülür.
    7. USER DEFINED 1: Kullanıcının belirleyebileceği bir sinyal
    8. USER DEFINED 2: Kullanıcının belirleyebileceği başka bir sinyal.

Bu sinyaller genelde programların kapanmasına neden olur. Çalışmakta olduğunuz veya kaydetmemiş belgelerinizin olduğu programlarda kullanmamaya dikkat edin. Komutunuzu seçip Send yani Gönder tuşuna basarsanız sinyal gönderilecektir.

  1. Show Deltas for Process (İşlem İçin Deltaları Göster): Burada Delta terimi işlemin işlemcideki yükünün değişikliğini gösterir. Bu komutu seçtiğinizde işlemin sanal bellek miktarı birden 0 olur ve sonra değişmeye başlar. Değişimin takip edilmesi için de siyah renkten yeşil renge döner listedeki isim.
  2. Clear CPU History (İşlemci Geçmişini Temizle): İşlemcinin yapmış olduğu görevlerin işlemci üzerindeki yükünü gösteren ve işlemcilerin ne kadar çalıştığının görülebileceği İşlemci Geçmişi Penceresini temizler.  
  3. Window Menüsü: Pencere menüsünde işimize ciddi anlamda yarayacak birkaç pencere görebiliriz.
    1. CPU History (İşlemci Geçmişi): İşlemcinin ne kadar çalıştığını takip edebileceğiniz bir grafik göstergesidir.
    2. Floating CPU Window (Kayan İşlemci Penceresi): Adına aldanmayın, ekranın bir köşesinde öylesine durup size işlemci hakkında bilgi verebilecek bir grafik penceresidir. Yatay veya dikey kullanabilirsiniz.

 

Eveeeet, geldik yazımızın sonuna. Bu yazıda Activity Monitor ile genel anlamda neler yapılabileceği konusunda sizelere birşeyler anlatmaya çalıştım. Umarım çalışmalarınızda faydalı olur. 

 

SimCity Yeniden…

Oyun dünyasında büyük bir çığır açan ve şehir planlaması simülasyonu konusunda kuralları belirleyen SimCity uzun bir aradan sonra masaüstü platforma tekrar geri dönüyor. 90'ların başından itibaren inanılmaz bir oyuncu kitlesi toplayan ve özellikle de Macintosh kullanıcılarının gönlünde taht kuran SimCity yepyeni özelliklerle Şubat 2013'te karşımızda olacak. Peki içinde neler mi olacak? İşte bunlar can alıcı noktaları. 

Okumaya devam et “SimCity Yeniden…”

iTunes Dock Albüm Kapağı

 

 

 

 

Müzik dinlemeyi ve koleksiyon yapmayı sevenler için, başarılı bir iTunes eklentisi DockArt.Dinlediğiniz albümün kapağını iTunes simgesinin yerine, DockBar'da gösteriyor ve kişisel olarak görünüm şekli ve ekstra özelliklerini dileğinize göre ayarlayabiliyorsunuz.

Okumaya devam et “iTunes Dock Albüm Kapağı”

iPad’inizden Yeni iPad’inize Taşının…

Yeni iPad aldınız ve kullanmakta olduğunuz eski iPad’inizdeki kullanıcı verileri dahil herşeyi,Yeni iPad’inize aktarmak istiyorsunuz ?

Bunu iki basit adımda yapabilirsiniz; Okumaya devam et “iPad’inizden Yeni iPad’inize Taşının…”

Yeni TL Simgesi

Türk lirasını anlaşılabilir, özgün, estetik, elle yazımı kolay ve akılda kalıcı şekilde temsil edebilecek bir simge belirlemek üzere düzenlenen “TL Simge Yarışması” 8 Eylül 2011 tarih ve 2011-54 sayılı basın duyurusu ile kamuoyuna duyurulmuştu. Bugün, yani 1 Mart 2012 tarihinde de bu yarışmanın sonucu belli oldu ve yeni TL simgemiz görücüye çıktı. Şu an için sadece font bazında çalışsa da ilerde işletim sistemlerinin içine de entegre edileceği kanısı içerisindeyiz. Şu an için bilinen bütün işletim sistemleri için destek mevcut. Bunların arasında Windows, Mac OS X, Linux, Android ve iOS yer almakta. Bizim için şu an önemli olan tabiki Mac üzerinde bunu nasıl kullanacağınız.

Okumaya devam et “Yeni TL Simgesi”

MacOS X Grid View Yığınların Boyutunu Değiştir

MacOS X Lion veya daha önceki sürümlerinde hemen hemen hepimiz Dockbar’da bulunan Klasör görüntüleme seçeneklerinden en fazla “Grid” özelliğini kullanmışızdır.

Okumaya devam et “MacOS X Grid View Yığınların Boyutunu Değiştir”