Retina Ekran Soyulma Sorunu Yaşayanlar Dikkat

Binlerce lira döküp göz bebeği MacBook Pro larımızda zamanla karşımıza çıkan ve birçoğumuzun fark etmediği bir sorunumuz var. Retina Ekran Soyuma Sorunu bahsedeceğimiz konu ve bu yazıda konuyu anlatıp neler yapabileceğinizi anlatacağız.

Soyulma sorunu retina ekranların yapımı esnasında eklenilmiş olan yansıma önleyici bir katmanın (anti-reflection coating) zamanla aşınması ve soyulması nedeniyle karşımıza çıkıyor.

Bu soyulmanın henüz tam olarak neden kaynaklanmış olduğu kesin değil ama genel olarak bakıldığında kimyasalların neden olduğu Apple tarafından belirtilmekte. Lakin, başıma gelen bir durum olması sebebiyle Apple yetkilileriyle konuştum ve bana ekran temizleyicileri yerine çok hafif nemli (sadece su başka bir kimyasal değil) bir bezle temizleyip sonra temiz bir bezle kurulamam söylendi. Bunu da yapmama rağmen soyulma bir kere daha başıma geldi.

Peki bu Retina Ekran Soyulma Sorunu na maruz kalırsanız ne yapmanız gerekecek?

Hemen en yakın zamanda Resmi Apple Mağazalarına (Zorlu veya Akasya) veya Yetkili Apple Servislerine gitmeniz gerekmektedir. Resmi Apple Mağazalarına gitmeden randevu almanız gerektiğini unutmayın.

Randevunuzu alıp resmi mağazalara veya randevu almadan yetkili Apple Servislerine gittiğinizde, durumu izah edip ekranınızın değişimini talep etmelisiniz (bunun için kibarca iletmeyi unutmayın, Türkiye’de resmiyetteki haklarınızı edinmek için kişilerin inisiyatifine kalan süreçlerin olduğunu unutmayın, bu yüzden).

Bu süreç hakkında eminim bütün Apple mağaza çalışanlarının ve yetkili servis çalışanlarının bilgisi vardır. Apple henüz bu konuda resmi bir değişim programı ilan etmedi ama yayınladığı bir belge ile (SN2898) teknik çalışanları bu konuda bilgilendirdi.

Retina Ekran Soyulma Sorunu için Apple ın yayınladığı bildiri
Retina Ekran Soyulma Sorunu için Apple ın yayınladığı bildiri

Şu ana kadar bizimle iletişime geçen kullanıcıların çoğu 2013 ve 2014 yılı süresince Retina Ekranlı MacBook Pro satın alanlar oldu. Sonraki sürede satın alım yapanların bu konuda bir şikayeti olmadı veya henüz farkında değiller. Geçtiğimiz sene piyasaya çıkan Retina ekranlı ince MacBook ların bu sorunu yaşadığını henüz görmedik. Apple belli bir süre sonra buna çare bulmuş olabilir. Lakin şunu utumayın, görsellerdeki gibi garip bir parlamaya maruz kalıyorsanız, bu sorunu tek yaşayanın sadece kendiniz olmadığını bilin, tek değilsiniz.

Eğer böyle bir sorununuz varsa, en yakın zamanda bir Apple mağazasından randevu alın veya yetkili bir Apple Servisine gidin. Çünkü Apple’ın yayınladığı bilgilendirmeye göre bu durumun belli bir süresi var:

Ya

16 Ekim 2015 tarihine kadar

ya da
Satın Alım tarihinden (yani aslında fatura tarihi) itibaren 3 yıl boyunca

Bu hizmetten yararlanabiliyorsunuz.

Retina Ekran Soyulma Sorunu konusunda Facebook üzerinde bir grup da kuruldu ve insanlar dünya üzerinde her yerde yaşadıkları retina ekran soyulma deneyimlerini ve değişim deneyimlerini paylaşıyorlar.

Yaşadığınız herhangi bir sorun olursa, lütfen deneyimlerinizi bizimle de paylaşın; belki bakarsınız Apple’ı resmi bir değişim programı yapmaya zorlayabiliriz.

iPhone 7 ‘de Ses Çıkışı Kaldırılıyor mu?

iPhone 6S serisi çıktığından beri ortalığı kasıp kavuran bir söylenti var internette. Apple’ ın yeni iPhone larda bulunan (yani iPhone 7 ’lerde) 3.5 mm’lik ses bağlantı noktasının kaldıracağı yönündeki söylentiler müzik severleri ikiye böldü. Çünkü, kendi standartlarını dünyaya dayatma konusunda en bilinen firmalardan biri olan Apple ’ın dünya standardından vazgeçmesi demek müzik severlerin ödediği yüzlerce liranın sokağa atılması anlamına gelecektir. Bunun üzerine, Apple ’ın kendi kulaklığı dışında kulaklık satın alıp müzik dinleyen kullanıcıların bazılarından Apple ’ın böyle bir hamle yapması durumunda, Android platformundaki diğer telefon üreticilerine yönelecekleri gibi yorumlar bile duyduk. Lakin, isterseniz bu durumun neden aslında çok da korkulacak bir durum olmadığını yavaş yavaş inceleyelim.
The-Ports-on-Your-17-Inch-Pro-What-They-Are-and-What-They-Do-2Öncelikle bu geçiş öyle çok da şaşılması gereken bir durum değil. Apple ’ın farklı ürün gamından yola çıkarak bu gelişmenin nasıl yavaşça geldiğini size anlatalım. Çok eskiye gidip size PowerPC G4 işlemcili PowerBook ’lardan bahsetmeyeceğim. Intel’e geçiş sonrasında 2009 yılının ortalarına kadar üretilen MacBook ve MacBook Pro ’larda ses girişi (in) ve çıkışı (out) ayrı ayrı bulunuyordu. 2009 yılı ortasından itibaren üretilen Mac’lerde ise ses kapısı teke düşürüldü ve tek port çıkışı destekler hale geldi. Ses girişi için Mac ‘ini üzerindeki mikrofon dışında harici cihazlar kullanmanız gerekiyor ki genelde bunlar USB ses kartları veya profesyonel ses giriş aygıtları oluyor. Şu an Mac Mini haricinde neredeyse tüm Mac ‘lerde ses kapıları tektir (Mac Pro dışında onda ayrıca eklenmiş olan bir dijital destekli ses çıkışı daha var ama yine de bu ses girişi olarak kullanılmıyor). Portlarda azalma yoluna giderek kullanıcıları daha iyi teknolojilere yöneltmek Apple’ın ruhunda var. Eskiden Paralel Port yerine SCSI, daha sonra iMac ‘lere geçince USB, derken FireWire, ve en son da Thunderbolt kapılarının kullanımı bunlara en iyi örnek. Kulaklık çıkışı da (ya da ses giriş ve çıkış kapısı da) bu kült davranıştan nasibini almış olabilir.

 

icon-bluetoothKulaklık çıkışının kullanılmadığı, kullanılamadığı veya kullanılmak istenmediği zamanlarda da kullanıcıları çoğunlukla son 10 yıldır hayatımızda büyük bir yere sahip olan Bluetooth teknolojisine başvuruluyor. Bluetooth destekli kulaklıklar o kadar arttı ki artık neredeyse her firmanın bir Bluetooth destekli kulaklığı mevcut ve artık sadece en pahalı ürünleri üreten firmaların tekelinde de değil. Her ne kadar kulaklık çıkışına bir kablo bağlamak kadar kolay olmasa da, Bluetooth kulaklıkların kullanımı da öyle pek zor değil. Ses ayarlarında yapılacak olan bir iki ayar ile rahatlıkla kullanabiliyorsunuz; hem de bir sürücüye ihtiyacınız olmadan. Ayrıca, gün geçtikçe iyileşen pil ömrü ve kablosuz olarak aktarılan ses kalitesi Bluetooth destekli kulaklıkların kullanımını ilerde bize zorunlu kılabilecek gibi görünmekte. 2012 yılında yapılmış olan bir araştırmaya göre 2012 yılında Bluetooth destekli cihazların sayısı 3,5 milyarken, bu rakamın 2018 yılında 10 milyara çıkması bekleniyor. Böyle bir değişimde Apple neden geride kalsın ki?

Apple ‘ın ses çıkışını kaldırmasının önemli bir nedeni daha olabilir. Bu da geliştirilen yeni telefondaki fiziksel sınırlamalar. Hepiniz bana şimdi eeh olur mu mini minnacık bir devre ne kadar yer tutar ki falan demeyin. Örnek veriyorum o mini minnacık parça size eğer 1 saat daha şarj sağlasaydı emin olun böyle bir şey demeye kalkmazdınız. Apple bu yonga yerine başka bir parçayı ekleyebilir ve bu farklı bir özelliği bizlere sağlayabilir. Yeni bir özellik sağlanmasa bile, var olan özelliklerin geliştirilmesi için de bu durum kullanılabilir. iPhone 7 büyük bir ihtimalle küçülmeyecek ama içindeki parçalar için farklı durumlar söz konusu olacaktır.

Peki diyelim Apple bu çıkışı yok etti ve bizi farklı bir müzik dinleme şekline zorladı. Bunlar ne olabilir diye düşündüğümüzde daha önceki açıklamalar doğrultusunda iki farklı cevap çıkacaktır. Bunlardan birincisi Apple ’ın Bluetooth destekli bir kulaklık yapması; diğer ise çevirici yardımıyla hayatımıza kaldığımız yerden devam etmek.

Diyelim ki Apple bir Bluetooth kulaklık yaptı … Ben buna pek ihtimal vermiyorum çünkü iPhone kutusuna sığacak olan şarjlı bir kulaklık henüz ses kalitesi açısından pek randıman vermeyecektir. Ayrıca, şarj konusu henüz müzik severleri tatmin edecek kadar da gelişmiş durumda değil. Şarj ancak ve ancak Apple Watch daki gibi temas yoluyla şarj edilebilmesi yoluyla sağlanırsa güzel bir gelişme sağlanmış olabilir ama bu durum yine yeterli değil. Apple ‘ın Apple TV ve Magic Mouse 2 de kullandığı şekilde yeni kulaklıkları da Lightning kablo ile şarj ettirebilme ihtimali de var. Aman Allah’ım kablolar arasında boğulacağız. Şarj süresini arttırmak için de kulaklıkları büyütmez Apple, dolayısıyla Apple ‘ın iPhone için yeni bir Bluetooth kulaklık geliştirmesi çok da normal görünmemektedir. Tabi bir de Apple ‘ın geçtiğimiz senlerde satın almış olduğu Beats var. Beats kulaklıklarının satışlarını da düşürmek istemez Apple.

Bu durumda, çevirici ile klasik kulaklıkları (ya da ses çıkışını) kullandırtmak Apple’ın yapacağı en mantıklı davranış olacaktır. Bu olayı sadece teknik bir değişim olarak görmeyin. Bu değişimin bir de insan davranış geçmişinde de kültürel olarak bir yeri olacaktır. Unutmamak gerekir ki 80 ve 90 larda Sony Walkman lere bağlı süngerli kulaklıklarla şarkı dinlemek ne ise, 2000 lerden sonra da iPod ‘un etkisi ile beyaz kulak içi kulaklıklardan müzik dinlemek te odur. O beyaz kulaklıkların etkilemediği kaç kişi var acaba aramızda? Hele hele Samsung ‘u? Bu dinleme kültürü Apple tarafından geliştirilecek olan “iyi” bir kulaklık gelene kadar bir şekilde devam etmeli. Belki o zaman tamamen kablosuz hale gelebilir.

Çevirici kullanıldığını var sayalım… Bu da Samsung için kötü bir reklam malzemesi olacak ne yazık ki. Çeviricinin telefon kutusunun içinden çıkmaması kullanıcıları kesinlikle hüsrana uğratır. Çıkmaması durumunda en az 100 TL karşılığında solucan kadar bir kabloyu elimize tutuşturmazsa, Apple halimiz iyi bence. Benzer bir davranışı Sony Walkman telefonlarında yapmıştı. Sony’nin kendi çıkışından gelen bir kablo ile standart kulaklıkların kullanılabilmesi mümkün oluyordu. Bu çeviricinin gireceği Lightning kapısı hem veri hem şarj hem de müzik taşıyor olacak böylelikle. Ama kullanıcı şarj ederken müzik dinleyebilecek mi? İşte Apple’ın bu yeni telefonda kullanıcılara atabileceği en büyük kazık. Hem şarj hem de ses aynı anda olursa nasıl görünür onu bilemem ama şimdiden tahmin edebiliyorum şu soru kesinlikle gelecek: “Şarj ederken telefondan müzik dinlersem çarpılır mıyım?” Ayrıca, Apple ‘ın Lightning kapısı yerine USB-C standardı kullanması ve çeviriciyi buna göre uydurması ihtimalini de akıldan çıkamamak lazım.

iPhone 7 ile Apple bizlere ne sunacak şu an için net konuşamıyoruz ama bu dönüşümün ilerde daha ciddi adımları olacağını unutmamak ve değişime yavaş yavaş ayak uydurmak lazım. Ne de olsa Apple ‘ın attığı her adımı takip eden bir Android üretici ve kullanıcı kitlesi var.

USB-C Kapısı Olan Mac’iniz mi Var?

usb_type_c_connectorBugün en son hali USB-C ile karşımızda olan USB (Universal Serial Bus) yani Evrensel Seri Kapısı standardı 1996 yılında ilk tanıtıldığında, bu protokolün bugün hayatımızda bu kadar yer edeceği düşünülmemişti belkide. Tam 17 yıl önce 15 Ağustos 1998 yılında iMac’lerin sadece USB kapısıyla gelmeye başlaması aslında bu büyük değişimin en önemli habercilerinden biriydi. Çünkü o tarihten bu yana USB çevre birimlerinin sayısı gün geçtikçe artmaya başladı. Bu süre zarfında bilgisayarlarımızda olmayan özelliklerin çoğunu USB portlarınızla birlikte kullanabildik. Bu özellikler arasında ses kartları, MIDI arayüzleri, modemler, ethernet adaptörleri, Wi-Fi ve Bluetooth gibi kablosuz haberleşmeyi sağlayan iletişim adaptörleri, kamera ve tarayıcı gibi görüntü yakalama cihazları, kart okuyucular, parmak izi okuyucuları gibi güvenlik cihazları, taşınabilir veya sabit olarak kullanılabilen düşük ve yüksek kapasiteli veri saklama birimleri, yazıcılar ve hatta vücut aktivitelerinizi takip etmeye yarayan sağlık ekipmanları yer almaktadır. Tabi bu özelliklerin bilgisayarlarda dahili olma ve olmama durumu dönemlere göre değişkenlik göstermektedir.

Bilgisayarınızda eksik olan veya bilgisayar içine yerleştirilemeyecek cihaz ve teknolojilerin USB vasıtasıyla kullanılabiliyor olması bir açıdan çok güzel ama zaman içerisinde çoğumuzun da deneyimlediği gibi bu cihazların sayısı arttıkça bazı sorunlar ile karşılaşmaya başlamamız da madalyonun diğer yüzü olarak karşımıza çıkmakta. Bu konudaki öncelikli sorun son 10 yılda taşınabilir bilgisayarlar kullanımının artması ile alakalı. Taşınabilir bilgisayarlar gün geçtikçe incelmekte ve hafiflemekte ama bu durumun bizi kısıtladığı yönlerinin olduğunu da unutmamamız gerekir. İncelmekte olan bu bilgisayarlar gün geçtikçe daha az kapı barındırmakta; ve tabiki USB kapıları da bundan nasibini almakta. Özellikle yeni nesin MacBook gibi ultra ince bilgisayarlarda sadece tek bir kapı mevcut. E etrafta bu kadar fazla cihaz varken tek port da neyin nesi? Hem de standart USB kapısıyla alakası olmayan yeni bir USB standardı ile?

Unknown

Yazılım dünyası bu sorunlara el atmakta çok da gecikmedi. İngiltere merkezli bir yazılım firması olan Eltima başta az USB kapısı barındırma olmak üzere USB eksikliği sorunsalını çözmek üzere USB Network Gate adında bir uygulama hazırladı. USB Network Gate USB cihazlarının fiziksel olarak yanınızda bulunma zorunluluğunu ortadan kaldırmaktadır. Başka bir bilgisayar üzerinde var olan USB cihazlarınıza ağ üzerinden veya internet üzerinden sanki kendi bilgisayarınıza bağlıymış gibi kulllanmanıza olanak sağlayan bu yazılım hem Mac hem de Windows uyumlu. Yani siz PC’nize bağlı bir USB cihazını Mac’inizde de kullanabiliyorsunuz.

UnknownYapmanız gereken şey sürekli olarak kullanmanız gereken USB cihazını bir sunucu bilgisayarına bağlayıp yazılımını yüklemek. Satın aldığınız lisans biri Sunucu (Server) biri de İstemci (Client) olmak üzere iki bilgisayarda kullanmanıza olanak sağlamaktadır. Uygulamanın kurulumu kolay. Şu an için Türkçe sürümü yok bu yazılımın ama bu programları kullanmak için de ileri derecede bir İngilizce bilgisine ihtiyacınız yok. Grafik arayüzü de zaten fazlasıyla kolay. Sonrasında usb sıkıntısı yaşadığınızı diğer bilgisayara da yazılımı yüklemeniz gerekmekte. Program hem sunucu hem de client özelliklerini barındırmakta. Ağ üzerindeyken sunucuya bağlanmış olan USB cihazını otomatik olarak görebiliyorsunuz. Sonrasında ise makinanıza bağlamanız gerekmektedir. Bunun için de listede gördüğünüz cihazın hizasında bulunan Connect tuşuna basmanız yeterli olacaktır. Cihazı kullanmak için kullanmak istediğiniz uygulamanın sürücüsünü de yüklemeniz gerektiğini unutmayın.

 

mac

İnternet üzerinden veya ağ üzerinden ne kadar hızlı olabilir ki demeyin. Hiç olmamasından daha iyidir, değil mi? 🙂 Bu sistem USB portu gerektiren birçok cihazı desteklemekte; hatta bazı yazılımların çalışması için gerekli oan USB Dongle’lar için bile kullanılabiliyor. Denemelerimizi genelde aynı ağ üzerinden USB HD e veri saklama ve USB HD’ten veri alma gibi süreçler üzerinde yaptık. Lakin, Elitma yazılımın yaptığı açıklamalara göre yazılımın 3D yazıcı, kamera, kart okuyucu, tv alıcıları, web kameraları, el kameraları, parmak izi okuyucuları, kimlik okuyucular, etkileşimli tahtalar, modemler, minik bellekler, taşınabilir termometre, çok fonksiyonlu yazıcılar, kesiciler, yazıcılar, tarayıcılar, barkod okuyucular, spektrofotometre, programlama kartları, usb monitörler, usb kumandalar, sayısal müzik karıştırıcıları, akıllı telefonar, oyun kumandaları, grafik tabletleri, ev kontrol sistemleri, midi denetleyicileri, usb donglelar, dvd sürücüler, android cihazlar, VOIP telefonlar, sabit diskler, Elgato Turbo.264HD Donanım Hızlandırıcı, Kredi kartı okuyucuları, ağ arayüzleri, ve yazılım tanımlı alıcılar gibi ekipmanlar yer almakta.

Bu yazımızda USB port sıkıntısı, USB-C standardına geriye dönük destek ve bozuk USB portlu bilgisayarlara nasıl erişebileceğiniz konusunda yardımcı olmaya çalıştık. Elmasuyu üyeleri için bir de %30’luk indirim söz konusu. Bu indirimden yararlanmak için UNG-AG-30 kodunu satın alma bölümüne eklemeniz yeterli olacaktır. Direkt olarak siteye ulaşmak için de gitmeniz gereken adreş şu şekildedir:

http://www.eltima.com/products/usb-over-network-mac/

iPad Pro Bir Hata Mı?

https://www.youtube.com/watch?v=_gwfH-U8V3A

Apple’ın 9 Eylül 2015’te iPad Pro’yu tanıtmasının ardından birçok kişi bu kadar büyükteki bir iPad’e ne gerek var diyerek tepki göstermeye başladı. Üstelik Phil Schiller bir de Apple Pencil’i tanıtınca, tepkiler çığırından çıktı. Bu tepkiler aklıma birden iPad Pro ve Apple Pencil gerçekten bir hata mı olduğu sorusunu getirdi ve ben de bu konudaki düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim.

Bu tepkilere aslında iPad Pro’nun büyüklüğünden daha çok beraberinde satılacak olan Apple Pencil’in tanıtılması neden oldu diyebiliriz.. Radikal Apple fanatikleri kaleme hemen karşı çıktı tabi. “Yaaa kalem ne alaka” ve “Hani dokunmatikte en iyi giriş metodu parmaktı” Gibi ifadeler dudaklarından düşmedi bu tür kullanıcıların. Şimdi bu arkadaşlarıma bir iki hususu hatırlatmak istiyorum:

Bu tepkileri veren fanatikler büyük ihtimalle iPad ve iPhone’u birbiriyle karıştırmaktadırlar. iPhone ve iPad farklı ürünlerdir ve kullanım gereksinimleri de farklıdır. Evet, Steve Jobs parmağın telefon için en iyi giriş yöntemi olduğunu belirtmiştir ama bunu 2007 yılının Ocak ayında iPhone’u ilk tanıttığında ifade etmiştir. 27 Ocak 2010 tarihinde iPad’i tanıtırken Steve Jobs iPad için bunu söylemedi. iPad’in en belirgin özelliği, zamanında Netbook’lar ile doldurulmaya çalışılan ve bilgisayar ile akıllı telefonlar arasındaki yeni ürün kategorisini doldurarak bilgisayarlarla yapılan bazı işlemleri daha kolay hale getirip kullanıcılara sunabilmesiydi. Netbook’lar bu özellikleri tam olarak karşılayacak ara bir ürün değildi, çünkü bunlar Steve Jobs’ın da dediği gibi sadece var olan ağır programları çalıştıran ucuz bilgisayarlardı. İşte iPad’i başarılı bir ara ürün haline getiren temel nokta da buydu.

Unutmamak gerekir ki iPad sadece ara ürün kategorisini dolduran bir cihaz değildir, aynı zamanda bir üretkenlik cihazıdır da. Yani, siz sadece e-mail yazmaz, internette gezinmezsiniz. Başta Pages, Numbers ve Keynote’u içinde barındıran iWorks for iOS ve sonrasında da Microsoft Office gibi programlar ile iPad, mobil üretkenlik kavramını bir adım daha ileriye taşımaktadır. Hadi diyelim Apple salaktı da bir hata yaptı ve iWorks’ü iOS için çıkardı, peki Microsoft da mı salak? Tabii ki değil. Apple da Microsoft da tablet piyasasındaki gelişmeleri yakından takip eden firmalar. Tabletler artık 7’den 70’e herkesin elinde ve iPad hala en çok talep edilen tabletlerden biri. Bu firmalar emin olun bu gerçeği göz ardı etmiyordur. Bunu da zaten satış rakamlarından kolaylıkla anlayabiliriz. Bu yazılımların hepsi parmaklarınızla rahatça kullanılabilmekte. Lakin, gözden kaçırdığımız başka bir husus var ve bu da böyle müthiş bir cihazın parmak ile kullanılamayacağı belli başlı noktalardır. iPad bilgisayar kullanmayı bilmeyen birinin bile rahatlıkla kullanabileceği ve kullanırken de etkileşim içinde kalabileceği de bir araç. Bu konuda galiba hepimiz mutabıkız ama bahsetmiş olduğum bu kullanıcı kitlesi genelde kullanıcı skalasında hep en altta kalanları kapsamakta, yani sadece üretkenlik yapabilecek standart tüketiciyi. Kullanıcı üretkenlik anlamında bir adım daha ileri gittiğinde parmakların bazı noktalarda üretkenlik için pek de rahat olmayabileceğini fark ediyor. Yani farz edelim ki siz bir şeyler çizmek istiyorsunuz ve bunu iPad üzerinde sadece parmak ile yapmayı planlıyorsunuz. İşte bu çoğu zaman düşündüğünüz gibi olmayabiliyor. Ha diyeceksiniz ki e zaten 3. Parti kalem üreticileri var; Evet var ama neden Apple imzalı standart bir kalem olmasın? Kaldı ki Apple’ın sunduğu kalem iPad için üretilmiş diğer hiçbir çizim araçlarına benzememekte. Ayrıca, bu ürünün hedef kitlesi standart değil Profesyonel kullanıcı.

Standart kullanıcı kitlesine ek olarak bir de iPad’ini profesyonel hayatının parçası haline getiren bir kitle var. Üretkenliğini arttırmak isteyen bu kitle iPad için üretilmiş olan diğer 3.parti ürünleri kullanmak zorunda kalıyor. Apple, bu Pro denen segment kullanıcılarının bir bölümünün sesini duymuş olacak ki Masaüstü yayıncılıktan tutunda bir çok farklı sektöre kadar yaygın kullanıma sahip olan masaüstü çizim tabletlerini çöpe attıracak iPad Pro’yu piyasaya çıkardı. Bir de şunu unutmayın ki iPad Pro’nun kalemi Apple Pencil özellikle içerik üretme esnasında kullanılacak bir cihaz, yani kalemi sadece belli başlı yerlerde kullanabileceğiz. Temel giriş aygıtı olarak kullanılmayacak. Parmaklarınız hala iPad’inize hükmetmeye devam edecek.

“Peki neden sadece iPad Pro?” sorusunu da duyar gibiyim. Üreticiler açısından bir ürünün geliştirilmesinde belli şartların oluşması ve ihtiyaç duyulan teknolojinin hem maliyet hem de kullanılabilirlik açısından daha uygun olması beklenilmelidir. Dokunmatik hassasiyetine sahip olan ekranlar yeni değil ama Apple’ın bildiği birşey vardır illaki. Belki adım adım diğer ürünlere de destek gelecek belki de belkide gelmeyecek belkide Apple’ın kafasında başka planlar var. Bunu sadece gelecek gösterecek bize. Hali hazırda bu durumdan negatif yönde etkilenecek olan dünyaca ünlü çizim ekranları üreticisi Wacom sadece çizim için kullanılabilecek olan Cintiq markalı 13 inç çizim ekranlarını 999 Avroya satmakta. Kaldı ki bu sadece bir ekran, biz ise bir bilgisayardan bahsediyoruz.

Unutmayın ki normal iPad hala müthiş bir bilgisayar. iPad Air’in veya iPad Mini’nin kalem desteğinin olmaması onları kötü kılmaz. Genel olarak içerik üretmede zaten sorun yok. Apple, iPad Pro ile kullanılabilecek kalemin gerçekten diğer iPad modelleri için bir ihtiyaç olduğunu hissetseydi, inanın ki diğer tüm cihazlara bu desteği koyardı. Pro modeli ile iPad’lerini belli alanlarda kullanan insanların hedeflenmiş olduğu aşikar. Aslında iPad Pro ile, ihtiyaçlarımız doğrultusunda bir iPad alma seçeneği sunulmuş oluyor bize. Aynen diğer Apple ürünlerinde olduğu gibi. iPad Pro çıkacak söylentisini ilk duyduğumda pek de şaşırmadım desem yerdir. Çünkü Apple’ın ürün gamına baktığımızda her ürün grubunda bir alt bir de üst ürün segmentinin olduğunu görmekteyiz. iMac ve Mac Mini masaüstü bilgisayar grubunda alt seviyeyi temsil etmekteyken, Mac Pro bu grubun üst seviyesini temsil etmekte. iPhone 6 telefon grubunun alt seviyesini oluştururken, iPhone 6 Plus üst seviyesini temsil etmekte. MacBook Air dizüstü bilgisayar grubunun alt seviyesiyken MacBook Pro üst seviyesini temsil etmekte. Yani, Apple bunu hep yapmakta ama biz fark etmemekteyiz.

Anlattıklarım doğrultusunda düşündüğümde iPad Pro bence bir hata değil, aksine Apple’ın sektörde tutunmaya devam etmesi ve sektörde azalan tablet gerekliliği ivmesini profesyonellerin dikkatini çekecek olan yeni bir ürünle tekrar yükseltmesi hususunda şimdilik geçici bir çözüm.

Recontact : İstanbul’u Yeniden Keşfedin

Eğer akıllı telefonlarınızda oyun oynamayı seviyorsanız ve bulmaca oyunlarından keyif alıyorsanız, Recontact İstanbul size sıradışı bir
video-bulmaca deneyimi sunuyor. Yönetmen ve video sanatçısı Eray Dinç’in video ve mobil oyunu bir arada harmanladığı Recontact İstanbul’da, oyun için çekilmiş güvenlik kameraları vasıtasıyla figürasyonlardan oluşan ve eşkali verilen şüphelileri tespit etmeye çalıştığımız son derece yenilikçi ve dikkat gerektiren bu oyun App Store’da satışa sunuldu.

Screen Shot 2015-09-01 at 13.18.42

Geliştiriciliğini Can Aksoy’un yaptığı, müziklerini Umut Saruhan Özgüler’in hazırladığı ve yapımclığını Simay Dinç’in üstlendiği Recontact:İstanbul, dikkatinizi ve sabrınızı test etmek için birbirinden farklı bölümleri bünyesinde barındırıyor.

İstanbul’un en popüler sokaklarında ve meydanlarında kalabalığa ve zorlaşan şartlara karşı mücadele verdiğiniz oyunda, daha önce hiç deneyimlemediğiniz bir bulmaca keyfi sizleri bekliyor.

İlki İstanbul’da çekilen oyun, zamanla dünyanın diğer önemli şehirlerinde polisiye-bulmaca deneyimi için mobil-oyun tutkunlarının karşısında olacak.

https://appsto.re/tr/PH4P7.i

http://recontactgame.com

 

Biraz Daha Yaratıcı Olunamaz mıydı?

Bugünkü konumuz Apple reklamlarının kopyaları üzerine. Geçtiğimiz günlerde bir vakıf üniversitesinin reklamları televizyon kanallarında oynamaya başladı. Reklamları ilk gördüğüm anda bu reklamın bana bir yerden tanıdık geldiğini biliyordum. Ama nereden?

Sonra birden aklıma Apple’ın 2013 geliştirici konferansı (WWDC’13) için hazırlamış olduğu video aklıma geldi. Videoyu tekrar izledim ve neredeyse bu reklamın aynısını değiştirerek birşeyler yapmaya çalışmış oldukları kanısına vardım. Sizde reklamları izlediğinizde bu benzerliği göreceksiniz.

 

Apple’ın 2013 yılındaki WWDC için hazırlamış olduğu giriş videosu: (Türkçe alt yazı yok)

https://www.youtube.com/watch?v=5kFc5-D4PUs

Aydın Ünversitesi’nin 2015 yılı için reklamı

https://www.youtube.com/watch?v=q9myPCUmzCg

 

Bu tür reklam benzerlikleri daha önceden de piyasada görüldü ve bu taklit reklamlar bu markaları bir yerlere getirmedi. Minton markasının 2007 (yıl hususunda şaşırmış olabilirim) yılında yapmış olduğu reklam dönemin iPod reklamlarından bir örnek içermekteydi.

 

iPod Silüet reklamları serisi:

https://www.youtube.com/watch?v=hQw3mVWXncg

 

Minton reklamı:

https://www.youtube.com/watch?v=uexhkCtHtr8

 

Hayır yani,  bir Apple blogu değilsiniz, Apple ürünü satan bir firma değilsiniz, fark yaratmak yerine neden böyle bir kopyaya başvurur ki insan? Şimdi sizlere soruyorum, bunu hazırlayan reklam ajansları veya kreatif birimler daha yaratıcı olamaz mıydı?

Apple Watch Hayatımızda Neleri Değiştirecek?

Telefondu, müzikti, tabletti derken sonunda Apple saat olayına da girdi. Apple’ın bu ürünü de mükemmel hale getirip satışa çıkaracağı aşikar ve galiba bu konuda aksini iddia edecek biri de yoktur.

Apple Watch Apple’ın sadece bir teknik ürünü olmayacak, aynı zamanda son zamanlarda zayıflamakta olan marka bilincinin de tekrar güçlenmesine ortam sağlayacaktır. Fiyat konusunda ne olacağı bilinmez tam olarak ama Türkiye’de Apple’ın son yaptığı fiyat güncellemeleri sonrasında çok da ucuza gelebilecek bir ürün olmayacağı şimdiden belli oldu gibi.

Okumaya devam et “Apple Watch Hayatımızda Neleri Değiştirecek?”

Aperture’ın Piyasadan Çekilmesi Ne Anlama Geliyor?

pf_aperture_2xApple, Adobe ile tatlı rekabetine Intel işlemcilerine geçiş döneminde başlamıştı. Premiere’e karşı Final Cut’ı geliştirmeye başladı. Bu tatlı rekabete Apple’ın direkt olarak fotoğrafçıları hedef alan yazılımı Aperture’ı piyasaya sürmesiyle farklı bir boyuta taşınmıştı. 2005 yılında piyasaya çıkan Aperture’dan sonra Adobe Lightroom’u piyasaya sürdü. Bu zamana kadar hep Photoshop ile karşılaştırılan Aperture’ın artık yeni bir rakibi vardı.

Zaman içinde kendi büyük kitlelerine ulaşan her iki yazılım da profesyonel fotoğrafçılara sundukları özelliklerle büyük kolaylıklar sağlıyordu. Her şey güzel gidiyordu, ta ki Apple dün Aperture’ı geliştirmeyi durduracağını açıklayana kadar.

Bu haber Aperture kullanıcılarını üzerken Adobe’yi çok sevindirdi. O kadar sevindirdi ki hemen Aperture kullanıcılarını kapmak için ilanlar bile yapmaya başladı.

Lakin, Apple’ı uzun süredir bilen ve gelişmeleri takip eden biri olarak bu durumu kendi uzmanlığımca sizlerle irdelemek istedim.

Aperture’ın çıktığı dönemde Apple’ın odaklandığı ana kavram Digital Hub (yani dijital bağlantı noktası) kavramıdır. Bu nedir? Digital Hub ile müzikleriniz, filmleriniz ve fotoğraflarınız dijital bir merkezden yönetilebilir olması demektir. Yani, dinlemek istediğiniz müzikleri, çektiğiniz fotoğrafları ve kaydettiğiniz videolarınızı yeni paylaşım ortamı olan internet üzerinde paylaşabilecek hale getirebilecek halde tutulması gerekiyordu.

apple-digital-hub-strategy

Bu programları zaten anlamışsınızdır: iTunes, iPhoto, iMovie, iDVD ve iWeb. iTunes ile eski tozlu raflarda kalan CD’lerinizi MP3’e çevirdik ve iPod’larımıza attık bu şarkıları, iPhoto ile daha yeni yeni piyasayı zorlayan dijital fotoğraf makinelerinde çektiğimiz fotoğrafları kameramızdan düzenli bir şekilde bilgisayarımıza aktardık, iMovie ile FireWire kameralarımızdan aldığımız videoları düzenleyebilecek hale getirdik. Üstelik, iWeb ile bu dosyalarımız iki üç tık ile rahatça bir web sitesi üzerinden paylaşılabilir hale gelebiliyordu. Bu süreç iPod daha piyasaya çıkmadan 2000 li yılların başında başladı. Bu dönem Steve Jobs’a göre kişisel bilgisayarların üçüncü dönemiydi. Bu konuda YouTube’da bir video var.

http://www.youtube.com/watch?v=9046oXrm7f8#t=238

 

Bu programlar her ne kadar amatör kullanıcıları hedeflese de Apple bu yazılımların hepsi için bir profesyonel sürüm de çıkardı. iWeb bundan nasibini almadı ama bu konuya girmeyeceğiz.

fcs-2009iMovie’nin büyük kardeşi Final Cut Pro;
iPhoto’nun büyük kardeşi Aperture;
iDVD’nin büyük kardeşi de DVD Studio Pro;
GarageBand’in büyük kardeşi de Logic Pro oldu.

Hatta iLife gibi pro yazılımların da paketleri oldu.

Bunlara ek olarak Apple profesyonel pazara yönelik başka programlar da üretti. Bunların arasında en bilindiklerden biri Motion oldu ve Motion video kompozisyon konusunda After Effects’in tahtını ciddi derecede salladı. Motion’ı gerçekten bilinen bir yazılım haline getiren çalışmalardan biri de Citroen’in dans eden arabasıydı.

http://www.youtube.com/watch?v=IL5c2DUnYno

Apple bu geçtiğimiz son 10 yıl içinde Adobe’nin karşısında tatlı bir rakip olarak kaldı. Adobe gerçekten kendi kategorisinde dünya lideri ve buna kimsenin diyebileceği birşey yok. Adobe Apple olmasaydı herhangi bir yazılım şirketi olabilirdi. Kullanıcılar için iki firmayı birbirinden ayırmak neredeyse imkansız çünkü birini satın alan bir şekilde diğerine de yönelmekte.

Durum bu şekilde devam ederken Apple WWDC’14 etkinliğinde Mac OS X Yosemite’yi tanıtırken içindeki değişiklikler konusunda da bilgi verdi. Yosemite, iOS ile daha entegre çalışabilmek için Photos uygulamasına ev sahipliği yapacaktı. Aklımıza hemen e peki iPhoto’ya ne olacak sorusu geldi.

9727-1627-6pSFvda-l

Sorumuza cevap hemen 1 ay içinde geldi. Tahminime göre, Apple’ın Aperture’ı üretmeme kararını alması tamamen yeni işletim sisteminde hem amatör kullanıcının hem de profesyonel kullanıcıların kullanabileceği bir fotoğraf yazılımı oluşturmak. Bu uygulama var olan bütün kitaplıklarla uyumlu çalışacak. Yani bir aksilik çıkmazsa iPhoto, Aperture ve iOS kitaplıkları ile uyumlu olacaktır. Ama en önemlisi ise bu uygulamanın büyük bir ihtimalle de eklenti desteği ile geliştirilebilir olması ihtimalidir. Böylelikle geliştiriciler fotoğrafları çok daha fazla özelliklerle genişletebileceklerdir.

Yani genel olarak söylemek gerekirse, Apple kullanıcıları artık amatör olarak görmüyor; aksine profesyonel kullanıcı olarak görüyor. Programı da bu şekilde düzenleyecek ve daha üst düzey kullanıcıların talepleri için de diğer bir çok Apple yazılımı gibi geliştirilebilir hale gelecektir.

Apple Pages, Numbers ve Keynote yazılımlarını ücretsiz hale getirip daha sonra da ücretsiz işletim sistemi sözünü vererek zaten çok radikal bir adım atmıştı. Böyle bir adım daha atarsa da hiç şaşırmamamız gerekir. Tamamen ücretsiz ve profesyonellerin bile kullanabileceği bir fotoğraf arşivleme ve düzenleme yazılımı… Kulağa hoş geliyor değil mi?

Swift Paralel Programlama Dili: Apple’ın Yeni Silahı Mı?

WWDC 2014’te Swift Paralel Programlama Dili nin geliştiricilerin kullanımına sunulduğunu hepimiz duyduk ve geliştirici dünyası bu konuda büyük bir çıkmaza girdi. Apple’ın yıllardır arkasında durduğu Objective-C dururken ve yeni kütüphaneler yazılabiliyorken neden Swift Paralel Programlama Dili ne geçiş başladı? Bu geçişin Apple için bir anlamı var ve Apple bu geçişte daha büyük şeyler planlıyor galiba. Apple’ın neden Swift’i neden destek vermeye başladığının bazı gerekçeleri olabilir. Bu gerekçeler bu programlama dilinin diğer programlama dillerine göre daha üstün özellikleri olarak görünüyor. Detaylara girmeden önce paralel programlama nedir ve çalışma mantığı nedir bu konuda konuşalım.

Nedir Paralel Programlama

Bir karşılaştırma yapacak olursak geleneksel yöntemlerde programlar seri halde bir dizi sürecinde yazılır ve bu yönde yapılır. Program bir bilgisayarda bir işlemci vasıtasıyla icra edilir ve programlar birbiri ardına gelen kodların yapılmasıyla devam eder ve belli bir zaman diliminde sadece bir işlem yapılır. geleneksel Paralel programlama ise problem çözümüne biraz daha farklı bir yönden yaklaşmaktadır. Geleneksel programlamanın aksine problem birden fazla işlemci kullanılarak çözülür. Problem sıra ile yazılmaz, birden fazla parçaya bölünerek eşzamanlı olarak çözülür. Komutlar farklı işlemcilerde işlenecek hale getirilir. paralel   Bilim ve mühendislik alanlarında ve endüstriyel ve ticari alanlarda kullanılan paralel programlama dili genel olarak zamandan kazanmak ve büyük problemleri kolayca çözmek için tercih edilir. Bu da genelde birbirine bağlı süper bilgisayarlar inşa etmek vasıtasıyla gerçekleştirilir. Seri programlama yani geleneksel programlama bazı sınırlamalara sahip ve bu sınırlamaları aşmak için paralel programlamadan yararlanılır. Yerel veri işlemede etkin gibi görünen geleneksel programlama yerel olmayan verilerin işlenmesinde özellikle de birden fazla farklı noktada bulunan verilerin işlenmesinde pek de etkin olamayabiliyor. İşte bu noktada paralel programlama devreye giriyor. Şu an piyasada gerçekten lider durumda olan paralel programlama dilleri var. Bunlardan en bilinenler Nvidia’nın geliştirdiği CUDA ve MPI (Message Passing Interface) dilleridir. Nvidia’nın CUDA’sı Mac üzerinde de geliştirilebilmektedir. MPI ise Homebrew olarak çalışmakta, yani sadece port edilmiş durumda. nv-cuda-2014header-updated

Peki Neden Swift?

Unknown-3Hızlı ve kolay paralel programlama sağlayan Swift çoklu işlemcilerde, cluster bilgisayarlarda (ağ üzerindeki yığın bilgisayarlarda), bulut bilişimde ve gigaflopluk işlem yapabilen süper bilgisayarlarda kullanılmak üzere tasarlanmış. Bu kadar profesyonel kullanıma rağmen yazım şekli diğer paralel programlama dillerine göre daha basit. Paralelliğin getirmiş olduğu karmaşıklıktan uzakta olan bir yapıya sahip Swift Paralel Programlama Dili ve kısa yazılan sentakslar bile büyük çapta işlemler yapabilecek durumda. Swift milyonlarca programı, aynı anda binlercesini çalıştırabilecek kapasiteye sahip hem de bir saniye içerisinde yüzlercesini başlatarak. (Bu bilgi Swift’in kendi sitesinden alınmıştır.)

Swift Apple’a Ne Kazandıracak?

Swift Cocoa ve Cocoa Touch (OS X ve iOS yazılım temeli) için yeni bir programlama dilidir. Swift ile kod yazmak etkileşimli ve eğlenceli bir hale geliyor. Bunun yanında sentaks (cümle dizilimi) daha kendini ortaya koyabilen bir yapıya sahip ve programlar bu dil ile çok hızlı çalışıyor (Valla Apple’ın yalancısıyım). Swift iOS ve OS X Projeleri ile rahatlıkla kullanılabilmekte ve Objective-C ile yan yana çalışabiliyor. Swift Apple’ın yıllarca edinmiş olduğu platform deneyimlerinin ve programlama dilleri üzerine son yıllarda yapmış olduğu araştırmaların sonucudur. Objective-C den ortaya çıkan isimlendirilmiş parametreler Swift’teki API’ların daha kolay okunabilmesini ve barındırılmasını sağlayan çok daha belirgin bir sentaks içerisinde ifade edilmektedir. Bu tür ifadeler yazdığınız kodu daha saf bir hale getirir ve daha az yanlış yapmanızı sağlar. Bellek tamamen otomatik olarak yönetilmektedir ve iki nokta üst üste yazmanız bile gerekmez. LLVM Derleyici sayesinde Swift kodları Mac ve iOS cihazlarınız için öz kodlara çevrilir ve siz böylelikle cihazınızdan en yüksek performans almanız sağlanır. Programlamadan biraz anlayanlar programlamadaki bazı temel işlemleri bilirler. Swift C ve Objective-C dilindeki alt seviye ilkel işlemleri de barındırmaktadır. Yani veri tipleri, akış kontrolleri ve operatörleri rahatlıkla kullanabilirsiniz. Bunun yanında nesnesel tabanlı program öğelerini de barındırmaktadır. Şimdi gelelim Apple’ın bunu neden tercih ettiğine… Galiba Apple büyük bir adım atmaya yaklaşıyor. Swift’in sağlayacağı özelliklerle herhalde artık bulut teknolojisine daha çok dayalı yazılımlar geliştirecek. iCloud tamamen baskın bir Apple teknolojisi olacak ve abartmak gibi olmasın ama Apple bilgisayarınızı yoracak işlemleri diğer Apple cihazlarınızı kullanarak daha hızlı yapmanızı sağlayacak bir alt yapı bile çıkarabilir. Final Cut’da bir render alırken başka Mac’lerden ve aynı zamanda işlemcisi neredeyse bir Mac kadar güçlü olan iOS cihazlarından da yardım alabilecek bir sistem; hem de kablolardan bağımsız… neden olmasın?